17.12.09

Hayat devam ediyor, ben yazmasamda


Bu akşam bloguma yazamama durumuna son veriyorum.
uzun zaman oldu bloguma giremiyordum.Önceden mailime geliyordu yaptığınız yorumlar, ama son zamanlarda ne mail geliyor ne de bloguma girebiliyordum.Hani en son demiştim ya işsizler
alemine gireceğim diye.Evet aynen öyle oldu.Bu durumda bloga da giremeyince gerildim baya.
Benim acilen tatile, geziye, kampa vb.. gitmem gerek.Ya valla tamamen bi değişim olması lazım hayatımda. Gidip kafamı dağıtmam lazım.Yazarken bile heyecan kapladı içimi.Ama bırak tatili ben dibimdeki sahile bile gidemedim yaz boyunca.
İşsiz kalmak ne demekti başıma gelmeyene kadar bilmezdim.Çünkü bi işim vardı ya ozamanlar.Ancak sonradan işler tepetaklak olunca birden hopp hoşgeldin işsizlik.İşte bu süre içerisinde herşey birbirine girdi karmançorman oldu. zor günler beni bekliyor.

Şu evde olduğum dönem içerisinde de hayatım başka bi yön aldı sanki.Biraz da monotonlaştı.Öğlene doğru kalkıyorum. Bikere bu benim hiç sevmediğim bir durumdur.Tamam bende seviyorum uyumayı ama böyle suyunu çıkarmadan, mesela günde 8 saat. Ayılar bunun bokunu çıkarıyolar ya aynen bende öyle yapıyorum.Ya hayvanlar nasıl beceriyor bütün kış uyumayı aklım hayalim almıyor.Fazladan uyuduğum her dakika hayata ettiğim nankörlükmüş gibi geliyor ama sonra düşünüyorum kalksam napıcam ki.?bi işim yok gideyim.Kitap okuyayım desem ona birsürü zamanım kalıyo film izlesem onada yeterince zamanım oluyor.Aslında geceleri gündüzlerden daha çok severim ben.Bide günün iyi geçmişse akşamın keyfi başka oluyor.Gece de huzur var ruh var tamamıyla.
Kaç gündür akşamları dizilere sardım kendimi.Yavaş yavaş hayatımı ele geçiriyorlardı neredeyse, taki ben rüyamda bütün dizi karakterlerinden karma bi senaryo görene kadar.yaprak dökümündeki oğuz bana aşık olmuş, bu kalp seni unuturmu daki gibi işkence gürürken kurtarıyordu beni, ardından ferhunde bana hain planlar kuruyor, birden kavak yellerindeki denizin kollarında aşk yaşıyorum mineyi çatlata çatlata, bi bakıyorum bizi ayırmakla uğraşan mürsel süzülüyo karşımda.yürü git lan diyorum en şahane repliğini kullanarak..tek dileğim şu kabuslar 2009 da kalsın ve 2010 a süper bi şekilde gireyim.. yani;
iş bulayım herşeyden önce,
daha sosyal bi hayat,
sevdiklerime yakın olayım,
sağlık eksik olmasın,
mutluluk ve huzur limitsiz olsun,

.....yeni yıla nasıl girersen öyle gider mantığına inanıyorum aslında.gecen sene ot gibi evde girdik bizimkilerle.bu yılımda aynen ot gibi geçti.yeni yıla aşkı memnuyu izleyerek girince bihter gibi olursunuz demiyorum yada sarhoş girip bütün yıl ayyaş dolaşırsınızda demiyorum tabiki.ama en azından eğlenerek girmek daha güzel.

.....yeni yıl geliyor ama içimde hiç bi kıpırtı yok çünkü her yeni yılda dünya yine aynı durmadan dönmeye devam ediyor, kötü yönde değişime uğruyor, bi başka oluyor, hiç gülümsemiyor.sadece tarih değişiyor.geriye kalansa sadece dileklerim oluyor..
dileklerimin her ne kadar gerçek olmasını istiyorsam da her sene, bu defa bir sonraki sene için tekrar hayal olan şeyler olmasın istiyorum..

31.10.09

Ömrü Laklakla Geçen Erkekler


Çok konuşan erkeklere sinir oluyorum aynı erkeklerin çok konuşan kadınlara sinir olduğu gibi.Hadi kadınlar çok konuşur onlarda normal hale gelmiş bi durum fakat erkek adam neden dır dır dır konuşur anlamıyorum.Buara neyin sendromunu geçiriyorsam artık herşey batmaya başladı özellikle de erkeklere dair herşey.İş yerinde bi abimiz var (Allah kimseyi böyle boş konuşan bir erkekle karşılaştırmasın) maşallah adamın çenesi bir düşüyor ne işimi yapabiliyorum ne konusmasından bişey anlıyorum.2 lafından biri 'akademi mezunu adamım ben.' der durur.
Bu akademi öyle bi akademiymiş ki yemek yapmasından tutun kız tavlamaya kadar herşeyi akademiye bağlıyor abimiz.

Geçen gün konuşurken ben türk kızıyla evlenmem dedi.Neymiş, türk kızlarıyla baş edilmezmiş, türk kızları çok kaprisliymiş, türk kızı çekilmezmiş..Sanki adam ömrü hayatında bi yabancı kızla birlikte olmuş da kıyaslama yapar gibi gavur kızlar hakkında çatır çatır konuşuyor.Sonra kafasında birsürü senaryolar kurup anlatır.Arada 'yaa bilmiyomusun sen?' gibi cümlelerle senaryosunu destekler.Halbuki kendininde bi halt bildiği yoktur.

Tepem attı vallahi.Gelmiş 40 yaşına kızlar yüzüne bile bakmıyo ama o türk kızlarına kulp takıp işin içinden öyle çıkamyı tercih ediyo..egosunu anca öyle tatmin ediyor.Bugünde gelmiş yokmu akraban yada çevrende üniverste mezunu akıllı bi bayan demezmi!Haydi buyur burdan yak bakalım..Bazen konuşmalarına kulak misafiri oluyorum..muhabbet kadın-kız muhabbetini geçmiyo.Siyasetten bile konuşsalar o konuyu öyle bi kadına kıza getiriyolar ki aklım hayalim almıyo.Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış.bununkide o hesap.

Böyle insanlara konuşma limiti verilse!! mesela günde şukadar saat konusacaksın, ona göre değerlendir zamanını,konusmalarına dikkat et, az ve öz konuş gibi bir sınır koyulmalı.
Az konuş çok çalış, söz gümüşse sükut altındır, boş teneke çok ses yapar..vs gibi atasözleri böyle tavuk gibi vik vik eden ne dediğini bilmeyenler için yazılmıştır kesin.

...Acaba evde kalmış erkeklerin mi çenesi düşüyor?
Hep kız muhabbeti yapıyolar.Belli bi yaştan sonra helal süt emmiş kız avına çıkıyorlar.Kolay kolay da beğenmiyolar.

Kadınlar en çok eşleriyle muhabbet etmekten zevk alırlar aslında..helede erkek, boş konuşmayıp dinlemeyi biliyorsa.Çünkü kadınlar dinlemeyi severler.Çok konuşan her erkek boş konuşuyor demiyorum elbette ama çok konuşmak karşı tarafı düşünmeden boşboğazlık etmektir.İnsanı çileden çıkarır.
Biyerde okumuştum "çok konuşan kişi zihninde oluşturduğu boş sofralara oturup her defasında aç kalmaya mahkum olur." diye.
İnsan başkalarına da konuşma hakkı vermeli, arasıra susup karşı tarafıda dinlemeli, karşındakinin kafasınıda şişirmemek gerekir dimi!!Az ve öz konuşan erkek makbuldür bence.

...buarada resim bana çok ilginç ve güzel geldi.hatta şuanki ruh halime çok uygun düştü.)

25.9.09

Her Güzel Şey Bitermiş

Bir garip telaştı bayram..geçti gitti.
Bayram artık çocuklara bayram bizden de geçti gitti.Büyüdükçe uzaklaşıyorum bu günden.
Büyüdüğümden beri, çocukkenki havasını bitürlü yakalayamadım.Küçükken anlamlıydı.

Büyüdüm eşşek kadar oldum.Topuklu ayakkabılar giyiyorum, makyaj yapıyorum..çocukluktan eser kalmadı yani.Büyümek herşeyi bilmek, bildiğin sorumluluklar altında ezilmektir ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak.Kırılıyorum..üzülüyorum..anlayamıyorum..büyüdüm ben diyorum.

Meğer büyümek yıpranmak demekmiş.Çocukken aldığın tatları alamamakmış.
Ama yine de her bayram erken kalkıyoruz, hepbirlikte güzel bi kahvaltı yapıyoruz, bayramlaşıyoruz, misafirlere kolonya şeker ikram ediyoruz, akşam güzel yemekler pişiriyo anam...vs.Bazı şeyler üstüste tekrarlanınca pek anlamı kalmıyo galiba. Elini öpecek bi baban, sarılcak annen, şeker ikram edecek dostların yoksa bayram hiçbişey ifade etmiyor.Aileden uzak bi memleketteysen değeri ozaman başka olur.
"küçükken iki kişi oturduğumuz kapının eşiğine, şimdi tek başıma sığamıyorum. insan büyüdükçe yalnız mı kalıyor ne?" demiş ya sunay akın çok da güzel tarif etmiş.Büyümek insanı farklı bi kalıba sokuyor.Mesela ben duygusallaşıyorum, ciddi oluyorum, masumiyetim yok oluyo, birine iyi birşy yapacağım zaman önce bi düşünüyorum..kısacası zaman geçtikçe bu oyunlar beni yoruyor.
Şimdi mantıken düşünürsek her insan değişime uğruyor.Belki bu değişim tam olarak yıkıp yeniden yapılandırma olarak tanımlanmaz.Hatta bazen içinde bulunduğumuz çevre şartlarına göre de değişime uğruyoruz.Aslında sürekli bi değişim içerisinde olduğumuza göre..değişim hayatın ta kendisidir..En çok zoruma giden de kendimdeki bu değişimin farkına varmak.Mesela insan değişime uğradığı süreçte elindeki, çevresindeki bütün yaşamına ortak ettiği canlı cansız herşeyi değiştirme çabasına giriyor.Eski sevgiliyi bile yolda görünce 'ben nasıl bununla arkadaş olmuşum yaf?' diyebiliyoruz.Sonra kıyafetlerde de bu böyle olur.Yaz bitti, kışa girerken bütün kışlıkları dolaplara diziyorum.Ama eskileri görünce eleme yapıyorum direk.Çünkü ben değiştim artık...

İki sevgili arasındada mutlaka olması gerekli.2 farklı insan 2 ayrı dünya gibi.Bu insanların birbirine uyum sağlamaları lazım.O yüzden belli başlı durumlarda ortak yolu bulmak adına değişimler yaşamaları gerekiyor.
Değişim iyidir..İnsan her anlamda değişime mutlaka açık olmalı.Sabit fikirli, dik başlı olarak değişime kapatmamalı insan kendisinii.Yoksa ömür boyu aynı pencereden hayata takılır durursnuz.


.....
bu yazıyı yazdım ama bloguma giremiyorum kaç gündür.Ayrıca yorumlar önceden mail olarak geliyordu mail adresime..ama artık çoğu yorumlar mail olarak gelmiyor.yorumcular bulutundan takip ediyorum.Neden böyle oldu anlamıyorum..oynatmaya az kaldı..kendine gel blog..

10.9.09

Bu işin içinde bi iş var


Azönce thy'yi aradım bi haber varmı diye, ama hala süreç devam ediyormuş ve son aşamadan sonra kimseye dönmemişler.
işsizler grubuna bende giriyorum galiba.Çünkü şirketimiz kapanıyor.Ya ben ne güzel alışmıştım ofisteki rahatlığa.Hatta ofis değil burası benim evim gibiydi.Michael (İngiliz patronum) mail göndermiş, yazmış ki kullandığın lap top sana kalsın diye.Sevindim..Zaten ofiste bütünleştiğim demirbaş bu lap top tu.

Şimdi yine herşey üstüste gelmeye başladı.Her kış mevsimi başlangıcında baharında gelmesiyle içime bi karabasan çöküyor son zamanlarda olduğu gibi.Bide iş durumları karışık.Buaralar çevremde hiç sorunlarıyla meşgul olduğum arkadaşlarım da yok.Yani kendimle başbaşayım, kendi fikirlerim ve kendi hayatım için kafamı yoruyorum.
Ama keşke biri gelse de derdini anlatsa şöyle içten içe içlense sonra ben tamamen ona odaklansam ve çözüm üretmeye çalışsam..diye düşündüm.Ve yukardan sesimi duydu yarebbim.Benim evli arkadaşım geldi.Başkalarının derdini dinleyince kendi derdini unutursun mantığı var ya!Neyse anlattı uzun uzun. Burdaki evlerinin elekrtikleri kesilmiş, eşi işsiz, eve 3 kuruş para girmiyormuş vs.. Bikere bi erkeğin işsiz olma durumu kadına göre daha çok göze batar. hele bide bu durumu yokmuş gibi varsayıyorsa kadını çileden çıkarır.Evde ne yapar bu adam: oturur, her b.ka sinirlenir, yer, içer, bulaşık yıkar, uyur...uyurr..
Ama kadına göre olması gereken; sabah işe gitme saatinde evden çıkar.Akşama kadar iş bakar, gazetelerden iş ilanlarını araştırır, heryere cv sini bırakır,eve dönüş saatinde evde olur.Ertesi gün yine aynı şekilde sabah evden çıkar arar..arar.. ve sonunda bulur..işsizlik onun kaderi olmaktan çıkar. Hani iş bulamazsa bile bu yapılması gerekenlerden bikaçını yapsa belki bizim kız çileden çıkmayacak. Biara 'Kocam zengin olsaydı, bukadar sorunu çekmezdik.' dedi.Beynimde zınk diye bi ses, çığlık gibi geldi bu söz.Halbuki onlar eskiden
hali vakti yerinde bi aileydi.Maddi-manevi olarak durumları çok iyiydi.Sonradan bu hale geldiler..Tükettiler birbirlerini.

Ya biz çok malız yada yaşamayı bilmiyoruz.Hayat insanı çok çabuk tüketiyor aslında. Okul bitince iştahlanıyordum iş hayatına atılcam diye.Zaman geçtikçe kariyerde yapıcam diyordum.Çalıştım ama kariyeri bırak severek bile çalışmadım çoğu zaman.Şikayet ede ede okadar yıl geçti.Geriye dönüp bakıyorum her gün saatlerce, zamanımı para karşılığında yaptığım okadar sorumluluk vs. için harcamışım.Hiç bigün de şu zaman bana ait olsun gideyim sevdiğim şeylerle zaman geçireyim ya da tatile çıkayım dememişim.Sık sık geçmişe bakıp 'ne günlerdi be' demekten sıkıldım.İçimde kaldı Rehber olma, ingilizce öğretmeni olma tutkusu. Hep duyuyorum "genç yaşta evlenin, çocuk yapın, ilerde çocuğunla aranda uçurum gibi yaş farkı olmasın.Yoksa çocukla iletişimde sorun yaşarsın..." gibi hayati meseleleri, fakat anlamlandırmak istemiyorum.Hayatım hep çevremdekilerin tercihleri üzerinde
şekilleniyor.Belkide doğru olanda bu.Herşey otomatiğe bağlı evlen, çocuk yap, işe git, eve gel,yemek yap... Ne kadar basit anlatırken.Ama bunları yaşarken hep bi hedefim olmalı diyorum, amaçsız olunca ot gibi yaşıyormuşum gibi geliyo.

...Ben bitürlü şarkı eklemeyi beceremedim buraya:s Halbuki ne kadar da çok eklemek istediğim şarkılar var.Mesela Yılmaz Erdoğan ın 'etme' şiiri sözleri Mevlana'ya ait olan tam bu yazıya göre olurdu.Şarkıyı değilde sözlerinden birkaç satır ekleyesim geldi.Farzedelim ki şarkıyı ekledim.)


Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme ...
Mevlana.

25.8.09

Yaratıcı Bloggers! Ben, Sen, O ve Biz..


Böyle bir ödül almak, hele de wmina Queen Elizabeth den almak çok makbule geçti.Çünkü yazmayalı epey uzun zaman olmuş.Bu mim hatırına keyifli bi post yazmış olucam, ayrıca tatil yüzünden bloggerlar arasındaki sinerji yitip gitmeye başlamıştı ki yeniden canlanmış.


Ödülü alınca aşağıdakileri aynen yapıyormuşuz:


1. Ödülün logosunu bloguna eklemek. . (yaptım bunu)


2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak. (bunuda yaptım.)


3. Sevdiğin 7 şeyi listelemek. (bunuda...bkz:aşağı)


**Renklerden maviyi-beyazı severim..
**Çizgifilm kahramanlarından Lady Oscar ve Sünger Bob..
**Tv de magazin izlemeyi..
**Arabaları...(bunu bilmeyen kalmadı.)
**kahvaltıyı..
**bronz teni..
**erkeğin esmerini :D

SEVERİMMM...


4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.


işte bu tür sorular hep zordur.Sevince az çok belli ederim ben:) hemen yazıyorum bi çırpıda..Hayalbemol,Digital kelebek,Wmina Queen Elizabeth, Os, absalom, azuth, supernaut, jacquline, pucca, beyaz mendil, lolla.....


Ya nedense benim seçtiğim kişiler "mim i sevmeyen blogger listesi" gibi olmuş.Yazmasanızda olur.ısrar etmiyciim:) zaten bu konuda herkes mimlen haşır neşir olmuş.

14.8.09

yaz geçer yine gelir, yaz geçer iyi gelir sözcükler

Ben şimdiden bu güzel mevsimin bitimine yaklaştığımız en yaşanılası günlerin son bulmasına üzülmeye başladım .Yaz gelsinde denize havuza gidelim dedik de ne oldu sanki?.Kışın yaz gelsede denize gitsek, havuza gitsek diye planlar yapardım ama yaz gelince hafta sonlarından başka denize gidemez oldum.Tatil yöresinde yaşamak çokda iyi bişey değil bence.Çünkü millet denize giderken sen çalışıyorsun ve denize gitmek için haftasonunu dört gözle bekliyosun.Bütün yaz böyle haftasonlarını beklemekle geçiyor.

Yinede 'çok sıcak, kış mevsimini özledim.' diye vikvik söylenmektense yazın şu son zamanlarının tadını çıkarmak gerek.Kışın hep soğuk havalarda sokakta kalan insanlar gelir aklıma..üzülürüm.Yaz olunca odun, kömür derdin yok..E doğal olarak üşüme korkusuda yok.
Sevdiklerinden uzakta olanlar yazın tatilde mutlu kavuşmalar yaşayıp, sevdikleriyle görüşüyolar hasret giderıyorlar, dinlenirken sohbet ediyolar..sohbet ederken kavunu karpuzu eksik etmiyolar..Bu kıpır kıpır mevsimde insan hayata bağlanacak ve hayatı sevecek daha çok neden görebiliyor.
Yaz mevsimini çekilmez kılan bişey var ki, oda her yaz olduğu gibi tvleri kaplayan yaz albümleri..
Kıştan çıkan bünye nisan-mayıs aylarında gevşemeye başlar..ve rahatlamak istersin..müzik buna en iyi ilaçtır bence.cıstak cıstak müzikler dinlemek ister bedenin.. ruhun gıdasını tatmin etmek için.Ama şarkılar 2 kelimeden ibarettir, Modası geçene kadar piyasaları meşgul eder sadece.
Bide yaz mevsimi düğün dernek mevsimidir.Kışın uyuyan arkadaşlar topluca sözleşmişçesine yaz mevsimini beklerler evlenmek için.Bu yüzden ben farklı bişey yapıcam kış mevsiminde evlenicem. Ozamanda soğuk olur, dimi.! ben en iyisi baharda evlenim.Evde kalmıyımda, dondurucu soğukta evlenim.Mühim deil yani.)

Malum mevsim yaz olunca çocuklarda cıvıl cıvıl mahalleye, caddelere akın ediyolar.Dikkat ettim de her yaz farklı bi meşkaleyle uğraşıyorlar.Mesela bizim mahalledeki veletler geçen yaz top oynarlardı.Hatta çok bağırışıyolar diye baya azar işitirlerdi.Önceki sene saklambaç modaydı, bu sene de bisiklet moda.Herkesin altında bi bisiklet..bide jantlarına ışıklı, düğün-disko havası veren lambalar takıyolar, sanki gelin taşıyolar bisikletlerinde.
Dillerinde de küfür eksik olmuyo.Benim bile hayatımda duymadığım kelimeler.İnsanoğluyuz küfrediyoruz muhakkak.Derslerden çakınca, sevdiğin adam terkedince, düşünce, şansına küfretmeyen insan tanımıyorum neredeyse.Ama bu veletler daha hayatı tanıma aşamasındalar, ne sınavlardan, ne aşktan nede hayattan darbe yememişler.Senden benden beter küfrediyolar.
Fakat iki lafından biri küfür olan insanlar çok iticidir.Bu kız olsun erkek olsun hiç farketmez.


........Bu yaz nasıl bitiyor neden bitiyo hiç anlamıyorum.Hep bişeyler çıktı ve ben haftasonlarımı harcadım durdum.Güzel şeylerde oldu tabi.Mesela İstanbula gittim, thy mülakatı için.Şimdi tekrar gidicem psikolojik test için.Yine yeniden heyecan.Bu thy için kendime verdiğim son şans.Sırf şu yollarda ettiğim masraf yüzünden daha ehliyetimi alamadım.Bi yandan mücadele ediyorum iyi şeyler olsun diye, biyandanda batırıyomuyum ne?Yollardan da sıkıldım.Eskiden ne çok cazip gelirdi bana seyahat etmek.Ama şimdi okadar sık üstüste gittim ki, 'böö geldi.' diyolar ya aynen ondan.Budefa beni Kardeşim de arkadaşım da almaya gelemiyo.Kardeşimin stajı var arkadaşımda uçuşta.Kaldım tek başıma.Eve taksiyle gidicem, yine de hani kendim şu otogardan çıksam otobüsle gidebilirmiyim diye şöyle bi muhasebe ettim kafamda ama yok abi ben yapamam asla.Herşeyi ögrendim ama şu esenler otogarından nasıl çıkacam ögrenemedim.

Labirent gibi mübarek.Kaybolurum..sonra darezil olurum.Bide valizim var yol arkadasım.Ne kadar az şey koymaya cabalasamda hep agır aluyo.bu defa dikkat edıcem.

Güzel olan şeylerden biri de Güneşi Gördüm.Sonunda izledim..Film başlar başlamaz ben duygusal moda girdim zaten.Ama ne çok ağladım bilemezsiniz.Bir daha anladım ki herkez şanslı doğmuyor.İnsanlar doğacakları yeri, sahip olacakları koşulları, aileyi, düzeni seçemezler.Hatta bunları sonradan inkar bile edemezsiniz.Çünkü iliklerinize kadar size işlemiştir..Güzeldi, güzel şeyler hissettirdi ve güzel mesajlar verdi..

dipnot: ..Yaz mevsimi demiştim ya..Neyse ki, ölmessem 9 ay sonra yeniden gelecek mevsim.
Karmakarışık olduğum için yazımda karmakarışık bi hal aldı..içimde aynen böyle..her telden..
bir güzel susmak geliyor şimdi içimden.sustumm......

23.7.09

Gerçekleri Açıklama Zamanı Geldi - Mim

İtirafçılar hep akıllıdır.insanlar söyledikleri yalanları bile itiraf ederken bi ton yalan söylerler.En ağır detaylar es geçilir, sahneler değiştirilir yada laf ağızda evelenip gevelenir.Bizdeki gerçeği öğrenme arzusu da bitmek tükenmek bilmez asla.Ama gerçekleri duymak kaçınılmazdır herzaman.İşte buna kolay kolay kimse katlanamaz.
Bende itiraf edicem ama, giriş kısmında yazdıklarım asla kendimle alakalı değildir.Ben buraya has olan gerçekleri yazıcam sevgili okuyucu.=)


-İstanbul'a gittiğimde Kabin memuru arkadaşım hangi ünlülerle uçtuğunu anlatırken, en son "Ender Mermerci ile uçtum." dedi..bende 'hıı yakışıklı mı adam dedim:P' Gerisini düşünün artık. Ne bilim abi ben..magazinden ne kadar uzağım o zaman anladım:)


-Kredi kartımın 1 yıldır hala hangi taraftan atm ye girdiğini öğrenemdim..Bu karta bi türlü alışamadım zaten.. Şimdi şöle oldu; benım bonusum var.Ama istbuldaki kardeşim "bonus daha avantajlı" dedi diye takas ettik. Sonra bizimki benim karta aşık oldu, bende bi okadar onun karttan nefret ettim.) Bu yaz geri alıcam inşallah. Kredi kartlarını tasvip etmezdim asla, babam dolayısıyla.Çünkü beynimizde bas bas bağırırdı resmen "sakın kredi kartı kullanmayınnn..milyonlarca kart mağduru insan var...."diye.Adam haklı.Çünkü kartlar her ay cüzdanımın dengesini bozuyolar. 1 buçuk yıl oldu kullanalı.ama babamın haberi yok !!!


-Ben hep 1950-60 lı yıllarda yaşamak isterdim.Bu isteğimide bigün arkadaşımla sohbet ederken dile getirdim. Bana dönüp dedi ki; "O yıllarda yaşasaydın bok yoluna geberip giderdin." Cevap tan sonra gülsemmi kızsammı diye bi süre öylece kaldım.Sonra bastım kahkahayı:)


-Bide Saçma batıl inançlarım var.Mesela elimdeki bıçagı birine uzatırken tü der (tü:tükürüyomuş gibi yapmak) sonra veririm.Öyle yapmazsam bıçağı verdiğim kişiyle kavga edermişim.


-Şimdi ben direksiyon derslerine gidiyorum ya, kurstan tanıştığım Çarşaflı bir arkadaş var.Çok şeker temiz kalplı biri tanıdığım kadarıyla. Ama bana göre çok koyu ve acayip bi şekilde dini görüşleri var. Dün derse gittim, baktım o kullanıyor arabayı hoca da(ya bu hoca kelimesinden hiç hoşlanmıyorum.hem hocam da demiyorum ben. Oktay abi diyorum.) yanında oturmuş.Oktay abiyle yalnız kaldı diye bir an önce benim derse gelmem için dualar ediyormuş.Ders bitti, Oktay abi önce beni bırakacak, daha sonra arkadaşı bırakacak.Ama arkadaş ısrarla bana 'nolur sende bize gel.' diyor.Ya nasıl gelim arkadaşım, benim bi işim var sorumluluğum var..derken indim arabadan.İnmeden önce ben onu ofisime davet ettim fakat gelmedi.Neymiş; bu mekan onun görünebileceği mekan deilmiş. Onlar başbaşa gittiler mecburen.Ertesi gün çok rahatsız olduğunu anlattı bana.Oktay abiden kaynaklanan bir durum deil kesinlikle, arkadaşın kendisiyle alakalı. Bu kadarına pes.Hangi devirde yaşıyoruz.Madem öyle derse gelme!Bu kadar stres yapmaya ve yaptırmaya ne gerek var. Bunu kendisiylede aynen konuştum, şuan gelmiyor artık derse.Evden dışarıya adım atmıyor.Kocası da 'sahile inme, çarşafla dikkat çekiyorsun' diyor.Özel hayat kısmı beni ilgilendirmez tabiki.
Bizim insanlarımızda da hata var tabi..Çarşaflı insan görmemişler burada, oyüzden görünce dikkatlice süzüyorlar.Buna bende dahil.Benim annem de başörtülü ama bu karaçarşafın mantığını anlamış değilim.Ayrıca başkalarının dini inancına, görüşüne saygı göstermek başka,
yasaklanmış bir kıyafeti eleştirmek başka şeydir.


-Evli ve 2 çocuk babası patronum var.Çok sık porno izliyor.Cd lerini gördüm.Hatta girdiği adresleri not alıyor. Çıkarkende yırtıp atmayı unutuyor adam.Benden önce kankam burada çalışıyordu.Oda bana bahsetmişti bu durumdan. Ha buna biri açıklık getirse çok sevinicem.Bekar olsa neyse diyecem, ama evli.Bunun muhakkak bünyeye yan etkileri de oluyordur.)



-Yaz geldiğinden beri bloğa hiç zaman ayıramıyorum.Sıkıldım sanki.Bide sıcaklarda bilgisayar başında zaman geçiremiyorum. Lap topun bataryası da yarı ölü modunda, sürekli prize takılı kalmasa rahmetlik olacak.Yoksa alırdım bahçeye, serin serin yazardım.Şuan klima karşısında yazıyorum efenim.Ohh değmeyin keyfime.


Yüzeysel gibi oldu bu itiraflar biraz ama hemen hemen her yazımda itiraflarımı da yazıyorum.O yüzden kalanları toparladım bu şekilde.Çok büyük itiraflarımı daha sonraya saklıyorum:P:p
İzlemeye devam ediniz.En kısa zamanda yeniden burada olucam.)

Queen Elizabeth in bana paslamış olduğu bu güzel konulu mimi, geçikmeli cevaplamış olduğumdan kimseye göndermiyorum.
Çok teşekkür ederim
Elizabeth =)

16.6.09

Aym So Tired Of Biing Andır Kıntrol

Hani hep karşımıza çıkar, "Hayatta en mutlu olduğun an?" yada "Yaptığın en
çılgın şey?" gibi sorular. Benim hayatta hiç 'enn mutlu anım...' diye tamamlayacağım bi cümlem veya yaşantım olmadı. Benim heyecanlandığım zamanlarım olur.Mesela alışveriş yapınca mutlu olurum ama para ödeme bölümünde söner heyecan ve mutluluk hislerim.Buda hep aileden gelen bi takıntı. Çünkü eve gideceksin yine annen kafanda mik mik söylenecek.

Sonra bide sevdiklerimi görünce mutlu olurum heycanlanırım ama oda ayrılınca bitiverir.En sevdiğim yemeği yerim o an mutlu olurum ama yemek bitince, karnım da doyunca biter mutluluğum. Daimi olan mutluluklarım yok.Her mutluluğun ucunda olumsuz bişeyler yatar.
Bikeresinde şehir dışından sevgilim gelmişti..Gelene kadar ölecektim heyecandan.. Ama geldikten sonra huzursuzluk başladı bende.Aklım hep evde.Acaba biri görürmü?, babam
duyarmı?, bi sorun çıkarmı?, diye kafamda bu cümlelerle cebelleşmekten anımı yaşayamamıştım.

Hep bişeylerin eksikliği, hep bi huzursuzluk.Hiç bi zaman derin bi oh çekip sırtımı dayamadım duvara.

Çarşamba günü İstanbula gittim.Yine bir Thy hayali peşinden.sadece başvuru için gittim.
Evraklarımı verip kayıt yapıp ardından boy-kilo kontrolünden geçecektim. Şimdi benim çok rahat olmam gerek dimi?Çünkü benim ikinci başvurum bu.Daha öncede aynı işlemler olmuştu sorunsuz.Ama içimde bi endişe sanki bi aksilik çıkacak gibi.Bitsede bu işkence kurtulsam diye bekliyorum.Korktuğum başıma geldi.Ben hala üniversteden diploma almadım diye geçici mezuniyet belgemle gittim.Bu belgemde yıl olarak bi yaş büyük yazmışlar beni.Yıllar önceki büyük yaş sevdam nelere mal oldu.Evet gelelim bunun hikayesine. Tee ben lise yıllarındayken hep yaşımı büyük gösterme hevesindeydim.Bide beni 1 yaş küçük göndermişlerdi okula, oyüzden arkadaşlarım hep benden 1 yaş büyüktü. Ayrıca ozamanlar küçükler nedense meraklıydı yaşlarını büyütmeye.İçimizde, bi genç kız olma ve öyle anılma sevdası vardı.
Oyüzden yaşımı genelde hep 1 yaş büyük yazardım.saftrik gibi üniverste belgelerinide doldururken öyle bi eşşeklik yapmışım.Buda başıma kabak gibi patlayıverdi oracıkta.Ama temkinli ben, lise diplomamıda götürmüştüm her ihtimale karşı.Neyseki onla kayıt yaptık.Ama çok üzüldüm. Daha önce de aynı kişi bakmıştı fakat o minnacık ayrıntı bu defa gözünden kaçmadı.
Boy ve kilo için ayrı bir odaya geçtik.Ordaki bi bayan 'karamel sen taa nerelerden geliyosun, peki İstanbul'da yapabilecekmisin?' dedi. 'Elbette yaparım, seviyorum bu işi.' dedim.
Sonra 'moralim çok bozuk' dedim.
Anlattım durumu.Bana üzülmememi ve bidahaki gelişimde evraklarımı getirebileceğimi söylediler. Neyseki yırttık.Ama asıl mesele, üniversteden başkası benim yerime diplomamı alabilecekmi? bakalım.Peki ya dıplomam hazırlanmışsa ve mezuniyet belgemdeki gibi yine yılı yanlış yazmışlarsa.!! Akılsız kafamın derdini şimdilerde çekiyorum bir bir..

İşte ben nasıl mutlu olim kardeşim.Her anım her dönemim böyle stres sıkıntı ile dolu. Hayat hangi makamda yaşanırsa yaşansın, bana hiç huzuru tam anlamıyla yaşatmadı. Şu 3 günlük ömrüme acıdan stresten sıkıntıdan kederden başka bişeye yer vermedim. Bidahası olmayan provasız bir hayat yaşıyoruz, nerde ne olacağını hiç kestiremeden yaşıyoruz ama yinede dinletemiyorum kendime.
Tv lerde, kitaplarda, gazetelerde, şiirlerde hep en acıklı olanlar ilgimi çeker. Acıyı anlatan, konuşan, yazan insanları daha çok severim.Malesef benimde yazılarımın çoğu hüzün dolu. Mutlu olmasını bitürlü beceremedim.Bazen giden sevgiliye, bazen ulaşılmaz hayallerime, bazen çaresizliğime, bazende acıların sancılarına ağladım, sızlandım..güzel olan herşeyden arta kalan acılara ağladım.

............
Oysaki düşündüğümde mutlu olmam için çok sebep var.Mesela her sabah güzelim güneşin doğuşu, yaz mevsiminin gelmesi, çalışabiliyor olmam vs..yerde sürünen bi yaratık olsaydım ne
çalışırdım, ne güneşin doğuşundan bi anlam çıkarırdım nede yaz mevsiminin tadına varırdım.

İsterdim ki bigünü kendime ayırayım ve o gün gönlümden bütün acıtan sancıtan herşeyi silip süpüreyim.Hüzünlü duygusal tarafımı bi yana bırakayım.En azından birgün yapabilmeyi isterdim.